Görev icabı Sofya’ya yeni taşınmış bir Türk Subayı pek arkadaşı yok müzikli bir çay bahçesinde oturuyor etrafı tanımaya çalışıyor bir yandan memleketi için diplomatik görevlerinin gerektiği davetlere açılışlara akşam yemeklerine katılıyor.
1914 Yılının şubat ayında yine böyle bir davette onunla tanıştı. Adı Dimitrina’ydı. Kısaca, Miti diyorlardı. Çok güzeldi. Güzel olduğu kadar iyi eğitimli, İsviçre’de müzik eğitimi görmüş, üç lisan biliyordu. Katıldığı davetlerde herkesin odak noktası olurdu bu özellikleriyle. Türk’ün de dikkatini çekti.
O gece Strauss’un “Güzel Mavi Tuna” valsi çalıyordu. Hiç tereddüt etmeden salonu ortadan ikiye kılıçla böler gibi yürüdü, yanına gitti, elini uzattı, “bana bu dansı lütfeder misiniz dedi?” Tüm salonun gözleri üstlerine çevrilmişti.
Herkes onlara bakarak fısır fısır onların hakkında konuşuyorlardı. Onlar ise hiç konuşmuyor gülümseyen gözlerle birbirlerine bakarak sabaha kadar dans ettiler. İlk görüşte aşk derler ya. O gece mıknatısın iki ucu gibi birbirlerinin cazibesine kapıldılar. Buluşmaya başladılar. Borisova parkında dolaşıyorlar, buz pateni yapıyorlar, tiyatroya gidiyorlardı birlikte.
Başta dedik ya imkansız aşk.. Önce dedikodular başladı, sonra tatsızlıklar… Çünkü Miti’nin babası General Kovaçeva Bulgar Çarı’nın has adamlarındandı, savaş kahramanı, savunma bakanlığı da yapmıştı. Bir gece davette Çar’ın önünde dans etti Miti’yle… Ele güne meydan okudu. Hemen ardından da, evlenelim dedi. Miti düşünmedi bile, evet dedi. İki gönül bir olmuştu ama General kızını apar topar bir başkasıyla bir mühendisle nişanladı. Babasının “kızının başka bir dinin dogmalarını kabul etmeyeceği inancı ile” Dimitrina’yı Mustafa Kemal’e vermediği bildirildi. Bunun üzerine Mustafa Kemal ve Dimitrina çifti gizli gizli buluşmaya başladı. Bizim ki nişanı duydu, yıkıldı… Görev süresi bitmişti, o öfkeyle topladı bavulları, İstanbula geri döndü. Halbuki Miti bir başkasıyla evlenmeyi reddetmiş, fırlatıp atmıştı parmağına zorla takılan yüzüğü…
Ama Türk subayın bundan haberi yoktu.
Türk subayın hayatına daha sonra çok kadın girdi ama unutamadı Dimitrinayı…
Hatta, seneler sonra, Ankara’da Bulgar Kooperatif Tiyatrosu’nun oyuncularıyla sohbet ederken, “gençliğimi bıraktım Sofya’da” dedi…
“Bir kız sevdim ama, bana vermediler…”
Dimitrina da vefatından evvel başında bekleyen kız kardeşi Olga’ya mırıldandı. “Biliyor musun?” dedi, “Rüyamda onu gördüm, galiba nihayet Mustafa Kemal’e kavuşuyorum…”
İşte Bulgaria Pastanesi’nde tek başına oturup etrafı tanımaya çalışan, Mustafa Kemal’in bir gün yine pastanede otururken, Bizzat kendisinin tercüme ettiği Şair Léon Louis van Montenaken ait olan şiir:
La vie est bréve
Un peu de réve
Un peu d’amour
Et puis bon jour
La vie est vaine
Un peu de haine
Un peu d’espoir
Et puis bon soir
Şiir: Léon Louis van Montenaken
Hayat boştur
Biraz kin
Biraz ümit
Ve sonra allahaısmarladık
Hayat kısadır
Biraz hayal
Biraz aşk
Ve sonra allahaısmarladık
Tercüme: MustafaKemalAtatürk
LilianaSeramifova/Umutsuz Bir Aşkın Öyküsü Yazar
(YılmazÖzdil’in Atatürk kitabında da bu konu yazar.) 
