Temesist

Biz Onları Anlıyoruz da Onlar Bizi Duyuyor mu?

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Biz Onları Anlıyoruz da Onlar Bizi Duyuyor mu?

Şehrin sokaklarında, atölyelerde ya da çocuklarla iç içe olduğum her an hep aynı tuhaf hisse kapılıyorum: Biz yetişkinler bir şeyler anlatıyoruz, büyük büyük cümleler kuruyoruz; çocuklar ise sadece kafalarını sallıyor gibiler ama aramızdaki ses dalgaları sanki görünmez bir duvara çarpıp geri dönüyor. Sürekli “Çocukları anlamıyoruz” diyoruz ya, asıl mesele belki de tam tersi: Biz onları kelimelerle boğarken, onlar bizim kurduğumuz bu yapay dilden tek bir kelime bile duymuyor olabilir mi?

En büyük çeviri hatasının  sadece farklı diller arasında değil, tam da nesiller arasında yapıldığını düzenlediğim yabancı dil atölyelerinde fark ettim. Ve biz yetişkinler, çocuklarla iletişim kurarken bu çeviri hatasını her gün tekrarlıyoruz.

Bugün çocuklara yabancı dil öğreteceğiz, onları geleceğe hazırlayacağız diye öyle mekanik, öyle ruhsuz bir jargon dayatıyoruz ki… Dilbilgisinin kuru kuralları, ezberletilen kelime listeleri… Bunlar çocukların o rengarenk, imge dolu dünyasına o kadar yabancı ki! Oysa çocukların ana dili oyundur, hayaldir, renktir, anın kendisidir. Biz onlara kendi yetişkin dilimizin sıkıcı kurallarını tercüme etmeye çalışırken, onların en saf dili olan coşkuyu unutturuyoruz. Tıpkı yabancı bir dili sadece ezberleterek sevdiremediğimiz gibi, hayatı da onlara kurallarla daraltıyoruz.

Alman yazar Erich Kästner’in çocuklara ve hepimizin içinde saklı o çocuk kalbine söylediği gibi, yetişkinler dünyayı düzeltmeye çalışırken genellikle mahvederler. Çünkü unuturlar: Bir çocuğun dünyasına girmek için kusursuz bir diksiyon ya da havalı cümleler yetmez; oraya ancak aynı masalın içine sığabildiğiniz kadar girebilirsiniz. Çocuklar bizi duymuyor, çünkü biz onlara kendi dillerinden seslenmiyoruz. Onlar oyun, keşif, serbestlik istiyor; biz onlardan “hedef” ve “başarı” bekliyoruz. Ortada ortak bir lisan kalmayınca da iletişim, koca bir sessizliğe dönüşüyor.

Onlara yabancı dilleri veya hayatın kurallarını zorla zerk etmeden önce, kendi içimizdeki o katı yetişkin lisanını bir kenara bırakmalıyız. Kelimeleri birer baskı aracı olmaktan çıkarıp, yeniden bir köprü haline getirmeliyiz.

Gelin, çocuklara “Biz sizi anlıyoruz” demeden önce, onların bizim bu kaskatı dilsizliğimizi nasıl sessizce izlediklerini fark edelim. Çünkü asıl mesele onların bizi duyup duymaması değil; bizim, onların o saf ve tertemiz kelime dünyasına ses vermeyi unutup unutmadığımızdır.

Rengin Nohutcu

Biz Onları Anlıyoruz da Onlar Bizi Duyuyor mu?
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler