» ATATÜRK NE YER, NEİÇER, NE DİNLERMİŞ?

Bugün Pazar…

Hiç bitmeyen sevgi ve saygıyla…

Atatürk’ü bu köşede anma ve hatırlama günü…

Bir kez daha…

Az bilinen yaşanmış bir öyküyü paylaşalım…

Bunu yaparken de…

Bu anıyı anlatarak bu günlere taşıyan…

Celal BayarTevfik Rüştü Aras ve Şükrü Kaya’yı…

“Atatürk’ün Hususiyetleri” kitabını kaleme alan Ali Kılıç’ı…

Ve “Atatürk’ün Sofrası”nın yazarı İsmet Bozdağ’ı…

Saygıyla analım…

***

Atatürk, en yakın arkadaşlarının bile…

Karşısında rahat konuşamadıklarını bilirdi…

Onları rahatlatmak için sofrasına çağırırdı…

Bu nedenle…

Bir çok devlet, memleket ve dünya meseleleri…

Bu sofrada tartışılırdı…

Bu sofranın gizemi neydi?

Ama önce…

Bilmeyenler ya da az bilenler için…

Gazi Mustafa Kemal’in…

Olağan 24 saatinden söz edelim…

***

Güneş doğduktan sonra yatsa da…

Öğleden önce uyanırdı…

Genellikle az uyurdu…

Gece yarısından sonra bile başını yastığa koysa…

06.00’da…

Bilemediniz 07.00’de kalkardı…

Pijamasıyla bir koltuğa bağdaş kurar…

Sabah kahvesini ilk sigarasıyla birlikte içerdi…

Sonra duş yapıp, odasına geçerdi…

Ardından berberi kendisini tıraş ederdi…

Bu süre içinde…

Yanına sadece ve sadece…

Genel Vekili ve Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak

Salih BozokAli Kılıç ve Nuri Conker girebilirdi…

Olağanüstü durumlarda ise…

Başvekil İsmet İnönüİçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Tevfik Rüştü Aras için…

Kapılar açılırdı…

Sonradan Başvekil olunca…

Celal Bayar da…

Bu ayrıcalıklı kişiler arasına girmişti…

***

Atatürk, daha sonra giyinir ve çalışma odasına geçirdi…

İmzalanması gereken evrakları imzalar…

Kendisine gelen mektupları okurdu…

O gün ve akşam saatlerindebbb

Kimlerle görüşecekse yaverine yazdırırdı…

Öğle yemeğini “mutat zevat” ile birlikte yerdi…

Kimdi onlar?

Nuri Conker, Salih Bozok, Kılıç Ali ve Recep Zühtü…

Öğleden sonra ise…

Ya kitaplığına geçerek saatlerce okur ya da…

Çiftliğe giderdi…

Bu arada randevulu gelen konuklarını ağırlamayı ihmal etmezdi…

***

Akşam olduğunda…

Çağırdığı dostları ve “mutat zevat” ile sofraya otururdu…

Atatürk’ün sofrasına habersiz gelinmezdi…

Habersiz gelenler ise sadece bir elin parmağı kadardı…

Onlar da…

Başvekil İsmet Paşa, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve Celal Bayar’dı…

Bunların dışında gelmek isteyenler…

Yaverliğe telefon ederler…

Gazi Paşa da o isimleri bizzat davet ederdi…

***

Sofrada ağırlıklı Devlet işleri konuşulurdu…

Atatürk, düşüncelerini sofradakilere açarak…

Onların düşüncelerini öğrenir, kıyasıya tartışırdı…

Sonuçta, kararı kendisi verir ama…

Çevreyi de kendisi hazırlardı…

Bunun için kullandığı araç akşam sofraydı…

***

Bazı akşamlar çok renkli geçerdi…

Ankara’ya gelen ünlü solistler…

Saz ve caz grupları Çankaya’ya çağrılırdı…

Onlara da…

Salonun bir köşesinde masa kurulurdu…

Münir Nurettin, Safiye Ayla, Eftalya, Müzeyyen Senar ve…

Daha nice yıldız…

Atatürk’ün sofrasında şarkı söyleme gururu yaşadı…

***

Atatürk, Batı Müziği’nin yayılmasından yanaydı ama…

Türk Sanat Müziği ile Halk Türküleri’ne bayılırdı…

Zaman zaman kendisi de söylerdi…

Sesi oldukça güzel ve duyguluydu…

Nuri Conker de bariton sesiyle Rumeli türkülerine eşlik ederdi…

“Cana, Rakibi Handan Edersin” en sevdiği şarkıydı…

Bir de…

“Mani Oluyor Halimi Takrire Hicabım…”

Aslında tercihi hep türküler olmuştu…

“Vardar Ovası”…

“Manastırın Ortasında Var Bir Havuz, Canım Yavuz”…

“Pencere Açıldı Bilal Oğlan, Piştov Patladı”…

Beğeni listesinin en başında yer alırdı…

***

Ender de olsa…

Ellerini yanaklarına koyup söylediği iki gazel vardı…

Bunlardan biri…

“Canımı canan eğer isterse minnet canıma / Can nedir ki anı kurban etmeyem cananıma…”

Diğeri ise…

“Ney ile mey ile mahbub ile her an gelin / Bezmi cem ayinini kadrimde ikad eyleyin…”

***

Sofranın karşısında daima bir kara tahta bulunurdu…

Davetliler zaman zaman…

Bu kara tahtanın başına geçer…

Düşüncelerini yazı ve rakamla açıklarlardı…

***

Sofradan eksik olmayan tek kişi…

Nuri Conker’di…

Diğerleri izin alıp ayrılsalar da…

O mutlaka Gazi’nin yanında bulunurdu…

Atatürk’le şakalaşmak hakkı…

Yalnız Conker’e aitti…

***

Sofra ne kadar kalabalık olursa olsun…

Atatürk…

Konukları ile tek tek ilgilenir…

Onların eksiklerini hemen fark ederdi…

İçki içerken mezelere el sürmez…

Sadece leblebi yemekle yetinirdi…

Leblebiyi…

Derin bir çanaktan sağ elinin üç parmağı ile alır…

Teker teker ağzına atardı…

Sofrada yabancı yoksa…

Leblebiyi havaya atarak dudakları ile yakalardı…

Güzel bir fikir seslendiren…

Ya da…

Esaslı bir espri yapan oldu mu…

Elindeki leblebenin…

Bir ya da ikisini bu arkadaşının avucuna koyarak…

Beğenisini gösterirdi…

***

Etsiz kuru fasulyeye bayılırdı…

Pilav, karnıyarık, omlet ve enginar…

Sofranın değişmez mönüsüydü…

Karnıyarık ile pilavı karıştırarak yemekten hoşlanırdı…

İçki faslı ne kadar uzarsa uzasın…

Yemeğine el sürmezdi…

İçki bittikten sonra yemeğe başlardı…

***

Ne kadar bizden, içimizden biriymiş, di’mi!

Nokta…

Sonsöz: “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir… Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir… / Gazi Mustafa Kemal Atatürk…”

 

avatar